Peygamberlerin hayatı

Hazreti İbrahim aleyhis-selam

Hazreti İbrahim aleyhis-selam

بِسْــــــــــــــــــــــمِ ﷲِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيم

اِنَّ اِبْرٰه۪يمَ كَانَ اُمَّةً قَانِتًا لِلّٰهِ حَن۪يفًاۜ وَلَمْ يَكُ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ

“Hiç kuşkusuz İbrahim, tek başına bir ümmetti.
Gönülden Allah’a kulluk yapan hanifti.
Müşriklerden de olmadı.”

(Nahl 120)

Dünya da o kadar çok fesatlık dolmuştu ki insanlar birbirlerini katlediyor, zina ediyor, hırsızlık yapıyor ve daha nicesi kötülükleri arttıkça artırıyorlardı. İnsanlar günahları yüzünden Allah-u Teâlâ’dan ayrı kaldıkça günahlar insanlara daha çok hâkim olmaktaydı. Hz. Adem(as) ve Havva validemizin başlattığı bu günaha düşüş her geçen nesilde gittikçe daha fena oluyordu. Ademoğlu günahlarından vazgeçmek yerine daha da kötüsünü yapmaya devam ediyordu. Vazife-i insaniyelerini unutmuş, İblis’in tuzaklarından dolayı günaha mahkûm olmuş bir hâlde yeryüzünde çoğalıp yayılarak hasenat yapacaklarına fesatlık yapmakta gayretli oldular. Günahların en büyüğü olan putperestliğe başlamışlardı. Yaşadıkları her yerde kendilerine başka başka ilahlar edindiler. Tahtalara oydukları, yontma taşlara şekil verdikleri putlara “Bunlar bizim İlahımızdır” dediler. Allah-u Teâlâ’nın adını anan yoktu çünkü Hz. Nuh(as)’tan bu yana nice nesil gelip geçmişti ve insanlar Hâlik-i âlemi unutup putlara bel bağlamıştı. Allah-u Teâlâ insanlara baktığında hüzünleniyordu. Her biri yolunu şaşırmış ebedi azabı hak eden ameller sergiliyorlardı. Yeryüzüne halife olarak tayin edilen halklar, başka ilahlara kulluk ederek nefislerine daha da zulmetmekteydiler.

Dünya böyle bir hâldeyken Allah-u Teâlâ yüreği doğru, sâlihlerden olan bir adam gördü. Bu adam Irak’ta ki Keldanilerin Ur kentinde konaklıyordu. Babası Terah, ailesini alıp Urfa’nın Harran bölgesine göç etti. Bu salih kulun adı Abram, eşinin adı ise Saray’dı. Ancak Saray kısırdı ve hep çocuk özlemiyle yanıp tutuşsalar da evlatları olmuyordu. Buna rağmen bu sâlih kişilerden olan Abram zevcesi Saray’ı terk etmedi, üstüne kuma almadı. Eşine karşı derin bir muhabbet besliyordu.

Putperestlerle dolu Harran’da Abram’ın babası Terah(Azer), putların konulduğu ibadethanede rahiplik yapıyordu. Bir gün Allah-u Teâlâ Abram’a seslenerek “Babanın evinden, akrabalarının yanından, memleketinden ayrıl, sana göstereceğim memlekete git, seni büyük bir kavim edeceğim, seni mübarek kılacağım, sana lanet edene lanet edeceğim, yeryüzündeki bütün kavimler sende mübarek olacaktır” dedi. Abram, Allah-u Teâlâ’nın dediğini yaptı. Eşini, vefat eden kardeşinin oğlu olan Lut’u, sahip olduğu bütün malı, yanında hizmet eden hizmetçilerini de alıp Kenan (günümüz İsrail, Filistin topraklarına) diyarına doğru yola çıktı. Kenanlıların memleketine geldiklerinde Allah-u Teâlâ Abram’a “Bu memleketi senin zürriyetine vereceğim” diyerek söz verdi.

Cenab-ı Allah, Abram halet-i ruhiyedeyken onunla konuştu: “Ey Abram korkma, seni koruyan benim. Mükâfatın çok büyük olacak.” Abram mahzun şekilde “Ya Rabb-ül Âlemin bana ne vereceksin? Ben çocuksuz gidiyorum, şu uşağımdan başka varisim yok ki” dedi. Allah-u Teâlâ Abram’a “O uşağın senin varisin olmayacak, senin sülbünden çıkan senin varisin olacak” diye yanıtladı. Sonra Abram’ı dışarı çıkarıp semayı göstererek “Semaya bak, gökyüzündeki yıldızları sayabilir misin? İşte senin zürriyetin o kadar çok olacak. Bu diyarı miras olarak sana vermek için Ur kentinden çıkarıp seni getiren Rabb-ül Âlemin benim” dedi. Abram, Rabb-i Kerim’e “Bundan nasıl emin olacağım?” diye sual etti. Allah-u Teâlâ Abram’a “Üç yaşında olacak şekilde bir inek, bir keçi, bir koç al beraberinde bir kumru, bir güvercin yavrusu al. Kumru ve güvercin hariç onları ikiye böl ve karşılıklı diz” dedi.

Abram da emredileni yaptı. Güneş batarken Abram’ı derin bir uyku bastırdı. Cenab-ı Allah, Abram’a “Senin zürriyetin ait olmadıkları bir memlekette garip olacak ve onlara esir olacak. Dört yüzyıl cefa çekecekler. Bundan sonra o memlekete ben hükmedeceğim ve onları büyük ganimetle oradan çıkaracağım. Lakin sen selametle, güzel bir ihtiyarlıkla vefat edeceksin. Zürriyetin dördünce nesle ulaşınca tekrar buraya dönecekler” dedi. O anda dumanlı bir fırın gibi alevli bir meşale bu hayvanların arasından geçti ve Allah-u Teâlâ Abram’a “Sana bu Kenan diyarını miras olarak veriyorum” diyerek onunla anlaştı. Abram, Allah-u Teâlâ’ya iman ederek secde kıldı.

Allah-u Teâlâ'nın Tasarısı

Çok uzun yıllar geçti, Abram ve Saray Kenan’a yerleşeli on yıl olmuştu. Saray vaadin hala gerçekleşmediğini görünce kendi aklına bel bağlayarak Abram’a dedi ki “İşte ben hâlâ kısırım. Bir evladımızın olma ihtimali dahi yok. Mısırlı cariyem olan Hacer ile yat. O benim kölemdir, ondan doğacak olan çocukta benim çocuğum sayılır, belki Allah-u Teâlâ’nın sözü bu şekilde yerine gelmiş olur.” Abram eşi Saray’ı dinledi, Hacer ile yattı. Hacer hamile kaldıktan sonra, herkes Hacer’e hürmet etti, bir bayram havası vardı. Bundan dolayı Hacer, kibirlenerek hanımını hor gördü. Saray’ın gönlü kırıldı, keşke böyle bir şey yapmasaydım diyerek sitem etti.

Bundan sonra Allah-u Teâlâ Abram’a seslenerek “Ben Kadir olan Allah’ım. Önümde yürü, kâmil ol.” Abram yüzüstü yere düşüp secdeye kapandı. Allah-u Teâlâ “Seninle antlaşma yaptım. Birçok kavmin babası olacaksın. Adın artık Abram değil İbrahim(Kavimlerin Babası) olacak. Seni mübarek kıldım. Soyundan kavimler ve hükümdarlar çıkacak. Antlaşmamı zürriyetinle nesiller boyunca devam ettireceğim. Kenan diyarını sana ve zürriyetine ebediyen mesken kuracağınız yer olarak vereceğim. Antlaşmamın alameti senin ve halkındaki her erkeğin sünnet olmasıdır. Sünnet olmayan antlaşmamı bozmuştur ve halkımın arasından atılacaktır. Eşin Saray’a gelince onun adı da artık Sara (Sultan) olacak. Onu mübarek kılacağım ve ondan sana bir oğul vereceğim. Kavimlerin validesi olacak, hükümdarlar ondan doğacak” dedi.

Hz. İbrahim(as) tebessüm ederek “Yüz yaşında olana bir oğul doğar mı? Doksan yaşında ki Sara evlat doğurur mu? Keşke İsmail’i kabul etsen” diye söylendi. Allah-u Teâlâ buna karşılık Hz. İbrahim(as)’e “Senin eşin Sara olduğundan dolayı sana ondan evlat vereceğim. Evladının adını da İshak(tebessüm) koyacaksın. İsmail(Rab İşitir)’e gelince onu mübarek kıldım, çoğaltıp kavimlerin babası edeceğim, büyük bir kavim olacak. Fakat gelecek yıl muayyen vakitte Sara’nın sana doğuracağı İshak’la antlaşmamı sabit kılacağım” dedi. Allah-u Teâlâ Hz. İbrahim(as) ile konuştuktan sonra, Hz. İbrahim(as), Hz. İsmail(as) ile birlikte sünnet oldu ve evinin her erkeğini sünnet ettirerek Cenab-ı Allah’ın alâmetine sadık kaldı.

Günler sonra Hz. İbrahim(as) çadırında oturmuş beklerken baktı ki uzaktan üç tane misafir-i Rabbânî geliyor. Hz. İbrahim(as) hemen onları karşıladı, niyaz ederek kendilerine misafir olmaları için ısrar etti. Mübarek adamlar, arzularını kabul edip Hz. İbrahim(as)’in çadırına oturdular. Hz. İbrahim(as), Sara validemize hemen yemek hazırlamasını söyledi ve buzağıyı kesip kızartarak önlerine koydu. Sara validemiz perdenin arkasından onları dinliyordu. Misafir-i Rabbânîler “Gelecek sene bu vakitte eşin Sara gebe kalıp bir oğul doğuracak” dedi. Sara validemiz içinden “İhtiyar olduktan sonra böyle bir mutluluk yaşayabilecek miyim ki? Hem kocam da yaşlanmışken..” diyerek içinde güldü. Rabbânî adam “Sara ‘Ben kocadım, gerçekten doğuracak mıyım?’ diye neden güldü? Kadir-i Azimüşşan için imkânsız diye bir şey var mıdır? Gelecek sene muayyen vakitte bir evladın olacak” dedi. Sara validemiz çadırın ardından ses verip “Hayır gülmedim” dedi. Misafir-i Rabbânîler ise “Hayır güldün” dediler sonra kalkıp çadırdan çıktılar. İlerleyip Sodom’a doğru baktılar ve Sodom’un uğrayacağı felaket hakkında Hz. İbrahim(as) ile konuştular.

Asıl Mirasçı

Muayyen vakit geldiğinde Allah-u Teâlâ Sara validemize lütfetti ve ona bir evlat verdi. Herkes bu mucize karşısında şaşkındı ve herkes Allah-u Teâlâ’ya hamd-u senalar ediyordu. Hz. İbrahim(as) söylenildiği gibi evladına İshak adını koydu. Allah-u Teâlâ’nın emreylediği gibi sekiz günlükken oğlunu sünnet etti. Sara tebessüm edip meserretle “Allah-u Teâlâ beni mesrur etti, bu hadiseyi duyan herkes de benimle beraber mesrur olacak. Sara’nın çocuk emzireceğini kim söyleyebilirdi ki?” dedi. İshak doğduğunda Hz. İbrahim(as) yüz yaşında eşi ise doksan yaşında idi.

Hz. İbrahim(as) oğlu Hz. İshak(as) için ziyafet verdi. Ziyafet zamanında Hz. İsmail(as), Hz. İshak(as)’la alay etti. Sara validemiz bunu görünce Hz. İbrahim(as)’e “Hacer ile İsmail’i kov ki İsmail, İshak ile beraber mirasa varis olmasın” diye söyledi. Hz. İbrahim(as)’ın içini keder bastı, yüzünü astı. Allah-u Teâlâ Hz. İbrahim(as)’e “Cariyen ve çocuğun için tasalanma eşin Sara’nın dediğini yap, senin zürriyetin İshak’ta çağrılacaktır. Cariyenden olan İsmail için de kaygılanma, o da senin evladındır ve bu yüzden onu da büyük bir kavim edeceğim.”

Hz. İbrahim(as) seher vakti hazırlıklarını yaptı ve Hacer ile Hz. İsmail(as)’i alıp onları çöle varıncaya dek yolcu etti ve onlara hayırdua ederek Allah-u Teâlâ’ya emanet etti. Hacer validemiz ile Hz. İsmail(as) çölde ilerledikçe ilerlediler. Tulumlarında su tükendi, henüz çocuk yaşta olan Hz. İsmail(as)’i bir çalı altına bıraktı. Çölde su aramak için daha ileriye gitti geldi, gitti geldi, gitti geldi ancak en sonunda çocuğunun uzağında oturup çaresizce ağlayarak “Bari yavrumun öldüğünü görmeyeyim” dedi. Allah-u Teâlâ İsmail(as)’in sesini işitti ve meleğini Hacer’e gönderip “Korkma, Allah-u Teâlâ evladının ağlayışını işitti. Kalk, yavrunun elinden tut çünkü o büyük bir kavim olacaktır.” Allah-u Teâlâ Hacer’in gözlerini açtı ve Zemzem suyunu gösterdi, gidip tulumunu doldurdu ve oğluna içirdi. Cenab-ı Hak Hz. İsmail(as) ile beraberdi ve çocuk çölde oturup büyüdü, okçu oldu. Hacer validemiz ona Mısırlı bir eş aldı ve onlar Paran çölünde ikamet eden bir kavim(Arap kavmi) oldular.

Hz. İshak ve Kurban

Yıllar geçtikten sonra bir gün Allah-u Teâlâ tekrar Hz. İbrahim(as)’e seslenip “Ey İbrahim! Şimdi oğlunu, biricik evladını al ve Moriya(Günümüz Kudüs’ü) diyarına git, sana göstereceğim dağlardan birinde oğlunu yakmalık kurban olarak takdim et.” Hz. İbrahim(as) acı içinde ancak itiraz etmeyerek, kimseye bir şey söylemeden seher vakti kalktı, iki uşağıyla birlikte oğlunu aldı, odunları yardı, ateşi de yanına alarak Allah-u Teâlâ’nın kendisine söylediği diyara gitti. Üç gün sonra gitmeleri gereken yere vardılar. Hz. İbrahim(as) uşaklarına “Siz burada bekleyin biz Kâdir-i Zülcelal’e niyaz edip döneceğiz” dedi. Hz. İbrahim(as) odunları oğluna yükleyip ateşi ve bıçağı alarak devam etti.

Yolda giderken Hz. İshak(as) babasına “Babacığım, odunla ateş burada ama sunacağın kurban nerede?” diye sual edince Hz. İbrahim(as) oğluna “Oğlum yakmalık kurban için kuzuyu Cenab-ı Hak tedarik edecek” diyerek yoluna devam etti. Kendisine söylenilen yere(Mescid-i Aksa’nın bulunduğu yere) vardıklarında Hz. İbrahim(as) orada bir makdis yaptı, odunları dizdi ve oğlunun ellerini ayaklarını bağlayarak gözlerini kapatıp sunağın üzerine yerleştirdi. Hz. İbrahim(as) bıçağı oğlunun boğazına dayadığı anda göklerden gelen bir melek “İbrahim, İbrahim! Çocuğa dokunma, ona bir şey yapma. Şimdi biliniyor ki sen hakikaten Allah-u Teâlâ’dan korkuyorsun da biricik oğlunu Allah’tan esirgemiyorsun.” Hz. İbrahim(as) hayretler içinde başını kaldırdı ve çalılıkların arasındaki koçu gördü. Sevinç ile gidip koçu aldı ve evladı yerine onu yakmalık kurban olarak Allah-u Teâlâ’ya takdim etti. Hz. İbrahim(as) o mekâna “Kadir-i Külli Şey sağlar” ismini verdi. Allah-u Teâlâ tekrar Hz. İbrahim(as)’e seslendi: “Zatım hakkı için yemin ederim ki madem bana itaat edip oğlunu dahi benden esirgemedin ben de seni ziyadesiyle mübarek kılacağım, senin zürriyetin semadaki yıldızlar, denizdeki kumlar kadar çok olacak. Oğlun İshak’ın zürriyetiyle bütün kavimler mübarek kılınacak çünkü sen sözümü dinledin.” Hz. İbrahim(as) oğluyla beraber mutluluk içinde ikamet ettikleri kente döndüler. Bu hadise ile birlikte Hz. İbrahim(as) Allah-u Teâlâ’nın dostu olarak anılmaya başlandı.

Yıllar sonra Sara validemiz gözlerini hayata kapadı. Hz. İbrahim(as) de sahip olduğu her şeyi oğlu Hz. İshak(as)’a devrettikten sonra yüz yetmiş beş yaşında kocamış, günlere doymuş olarak amel-i sâlihayla son nefesini verip terk-i hayat etti. Hz. İshak ve Hz. İsmail babalarını Makpela mağarasında Sara validemizin yanına defnettiler.

Kıssasdan Hisse

Hz. İbrahim(as) Allah-u Teâlâ’nın dostu olarak anılmasının hikmeti nedir? Putperestlik tüm dünyada hüküm sürmüşken Halik-i Kainat olan Zat-ı Zülcelal, Hz. İbrahim(as)’e seslenmiş Hz. İbrahim(as) da imanla Allah-u Telâlâ’ya cevap vermiştir. Ait olduğu kavmin ilahlarını, ailesini bırakıp Allah-u Teâlâ’nın emrine riayet edip upuzun yollara düşmüş, gittiği yerde bir misafir gibi yaşamaya razı olmuştur. Hatta kendi evladını dahi Allah-u Teâlâ’ya kurban edecek kadar Allah-u Teâlâ’ya güvenmiştir. Yeryüzünde herkes birçok ilaha kulluk ederken, Tek gerçek olan Allah’a iman edip O’nun isteğine göre hareket eden Hz. İbrahim, tarih sahnesinde ilk tek tanrılı inancın oluşmasını sağlayan kişidir. O’nun ve zürriyetinin imanı sayesinde putperest halklar arasında ilk defa Allah-u Teâlâ’ya secde eden bir kavim hâsıl olmuştur. Tüm bunlar Hz. İbrahim(as)’in Allah-u Teâlâ’ya güvendiğinden “Allah’ın Dostu” olarak anılmasıyla vücut bulmuştur. Peki ya ben? “Allah’ın Dostu” olarak anılmakta mıyım? Allah-u Teâlâ için her şeyimden vazgeçmeye hazır mıyım? Hz. İbrahim(as)’in hanif imanına sahip biri miyim?

Kaynakça

Tevrat-ı Şerif: Yaratılış 12:1-9, 15, 16, 17, 18:1-15, 21:1-20, 22, 25:1-11, Yeşu: 24:2-3, 2. Krallar 13:23

Zebur-u Şerif: Mezmurlar 105:1-9,42, Nehemya 9:7, Yeşaya 51:1-2

İncil-i Şerif: Matta 22:32, Markos 12:26, Elçilerin İşleri 3:25, 7:1-8, Romalılara Mektup 4, 9:1-9, Galatyalılara Mektup 3:6-20, İbranilere Mektup 11:9-19, Yakup’un Mektubu 2:21-24

Kur’an-ı Kerim: Bakara 124, 130-131, 133, 258, Al-i İmran 33-34, 68, 84, 95, Nisa 54,En’am 75, 79, Tevbe 114, Hud 69-76, İbrahim 35-41, Hicr 51-58, Nahl 120-123, Meryem 41, 49-50, 58, Enbiya 51, 72, Şuara 69, Saffat 101-113, Zariyat 24-34