Peygamberlerin hayatı

Hz. İsmail (as)

Hz. İsmail (as)

بِسْــــــــــــــــــــــمِ ﷲِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيم

وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ اِسْمٰع۪يلَۘ اِنَّهُ كَانَ صَادِقَ الْوَعْدِ وَكَانَ رَسُولًا نَبِيًّا

“Kitap’ta İsmail’i de an.
Gerçekten o, sözüne sadıktı, resul ve nebi idi.”

(Meryem 54)

Allah-u Teâlâ vakti zamanında Hz. İbrahim(as)’e seslenmiş ve onu hak yola davet etmişti. Hz. İbrahim(as) de bütün ailesini malını mülkünü ve yeğeni Hz. Lut(as)’u alıp Allah-u Teâlâ’nın gitmesini istediği Arz-ı Mev’ûd’a doğru yola çıkmıştı. Lakin Arz-ı Mev’ûd’a vardıktan bir müddet sonra kıtlık baş gösterdiği için Hz. İbrahim(as) neyi var neyi yok her şeyiyle Mısır’a göç etti.

Mısır’a gittikleri vakit bir şekilde firavun Hz. İbrahim(as)’e davar, sığır, eşek, deve erkek ve kadın köleler ihram etti. Hz. İbrahim(as) Mısır’dan çıkarken mal varlığıyla çıkmış oldu. Geri döndükten bir müddet sonra da Hz. İbrahim(as) ve Hz. Lut(as)’ın o kadar çok mal varlığı olmuştu ki ikisi artık yollarını ayırmak zorunda kalmışlardı. Hz. Lut(as) Sodom ve Gomora’ya yerleşmiş Hz. İbrahim(as) de Arz-ı Mev’ûd’da ikamet etmeye devam etmişti.

Allah-u Teâlâ Hz. İbrahim(as)’i bereketleyeceğini, onu koruyacağını söylediği bir vakit, Hz. İbrahim(as) “Ey Hakim-i Mutlak beni nasıl bereketleyeceksin? Hanımım kısırdır. Bak, henüz bir evladım dahi yok. Bütün varım yoğum hizmetçime kalacak” deyince Allah-u Teâlâ “Hayır, hizmetçin mirasçın olmayacak, senin öz evladın mirasçın olacak. Göklere bak, yıldızları sayabilir misin? İşte, senin zürriyetin o kadar çok olacak” dedi.

Hz. İbrahim(as) Allah-u Teâlâ’dan evladının olacağına dair sözü aldığında, iman ve umutla sabrederek beklemeye başladı. Lakin aylar geçti, yıllar geçti henüz bir evladı olmamıştı. Bundan mütevellit bir gün Sara validemiz Hz. İbrahim(as)’e gelerek “Ey İbrahim! Allah-u Teâlâ bir evlat sözü vermişti lakin on yıl geçti hala bir evladımız yok. Ben artık yaşlandım, bundan böyle bir evladım olacağını sanmıyorum. Bak, Mısır’dan gelirken bize verilen cariyem Hacer gençtir. O benim kölem olduğu için ondan doğan çocuk da benim evladım sayılır. Kim bilir belki Allah-u Teâlâ bu şekilde evlat sahibi olmamızı istemektedir. Daha ne vakte kadar bekleyeceğiz” deyince bu fikir Hz. İbrahim(as)’e makul gözüktü.

Lakin bu Allah-u Teâlâ’nın tasavvurunda olan bir niyet değildi, on yıl boyunca sabırla dayanan Hz. İbrahim(as) ve Sara validemiz artık sabırsızlık yapıp Allah-u Teâlâ’nın zamanını bekleyememişti. Nitekim Hacer validemiz gebe kaldığı için kendisine hürmet edildiğini görünce böbürlenerek Sara validemizi hor görmeye başladı. Kendi aklı ile bu işe yol açan Sara validemiz bir cariye tarafından horlandığı için öfkelenerek Hz. İbrahim(as)’e “Bu haksızlık senin yüzünden başıma geldi. Cariyem gebe kalınca beni hor görmeye başladı. Allah-u Teâlâ bu duruma şahit olsun” dedi. Hz. İbrahim(as) ise “O senin cariyendir, senin için ne uygunsa öyle davran” diyerek cariyeye değil, hanımına hürmet gösterince Sara validemiz Hacer validemize sert davranmaya başlayarak haddini bildirmek istedi. Hacer validemiz o kadar zorlandı ki nihayetinde oradan kaçmak zorunda kaldı.

Hacer validemiz çölde pınar başının yanında hüsran içindeyken Allah-u Teâlâ’nın bir melaikesi ona göründü ve “Sara’nın cariyesi Hacer, nereden gelip nereye gidiyorsun?” diye sordu. Hacer validemiz “Hanımım Sara’dan kaçıyorum” diye cevap verdi. Melaike ise “Hanımına dön, ona itimat et. Senin soyun öyle çok olacak ki kimse sayamayacak. İşte gebesin, bir evladın olacak. Adını İsmail(Allah işitir) koyacaksın. Çünkü Allah Semi’ul Âlim’dir, cefa çekerken ettiğin feryadı duyar” dedi. Bundan dolayı Hacer validemiz Sara validemizin yanına geri döndü, orada bir evlat doğurdu ve evladının ismini İsmail koydu. Hz. İbrahim(as) o vakit 86 yaşındaydı.

Antlaşmanın Belirtisi: Sünnet

Hz. İbrahim(as) 99, Hz. İsmail(as) 13 yaşındayken Allah-u Teâlâ Hz. İbrahim(as)’e “Ben Kadir-i Külli Şey olan Allah’ım. Benim yolumda, hanif imanın yolunda yürü, kusursuz ol. Seninle bir antlaşma yaptım ve bu antlaşmayı devam ettirip zürriyetini alabildiğine çoğaltacağım.” Hz. İbrahim(as) hemen secdeye vardı ve Allah-u Teâlâ söylemeye devam etti “Zürriyetinden kavimler çıkacak, antlaşmam nesiller boyunca zürriyetinle devam edecek, sen terk-i diyar ettiğinde bile ben zürriyetinin Allah’ı olacağım. Arz-ı Mev’ûd’u ebediyen sana ve zürriyetine tahsis ettim. Lakin sen ve zürriyetin antlaşmaya biat etmeniz elzemdir. Antlaşmamın simgesi hanende bulunan her erkeğin sünnet olmasıdır. Nesiller boyunca bu böyle devam edecek. 8 günlük çocuklar dahi her erkeğin sünneti size farzdır. Hanımın Sara’ya gelince onu da mübarek kılacağım, ondan sana bir evlat vereceğim, o kavimlerin anası olacak, hükümdarlar onun soyundan gelecek” dedi.

Bunun akabinde Hz. İbrahim(as) içinden “Neredeyse 100 yaşına geldim, böyle biri artık evlat sahibi olabilir mi? 90 yaşındaki kısır Sara doğurabilir mi?” diye düşündü ve Allah-u Teâlâ’ya “Ya Rab! Keşke İsmail’i mirasçım olarak kabul etseydin!” dedi. Lakin Allah-u Teâlâ “Hayır. Hanımın Sara sana bir evlat doğuracak, adını İshak(Güler) koyacaksın. Onunla ve zürriyetiyle antlaşmamı ebediyen sürdüreceğim. İsmail’e gelince, seni işittim. Onu da salihlerden kılacağım, zürriyetini alabildiğince çoğaltacağım. 12 aşiretin atası olacak. Lakin antlaşmamı gelecek sene bu zamanlarda hanımın Sara’nın doğuracağı İshak ile sürdüreceğim” dedi. Hz. İbrahim(as) da hanesindeki 8 yaşından büyük bütün erkekleri toplayıp kendi dâhil herkesin sünnet olmasını emretti ve emrettiği gibi oldu.

Mirasçı Olmayan Evlatlar

Allah-u Teâlâ önceden söylediği gibi muayyen vakit geldiğinde Sara validemizin bir evlat doğurmasını sağladı. Doğan çocuğa İshak adını verdiler. Allah-u Teâlâ’nın emrettiği gibi Hz. İshak(as) 8 günlük olduğunda sünnet edildi. Sara validemiz sevinçle “Allah-u Teâlâ yüzümüzü güldürdü, herkes benimle beraber sevinsin. Kim İbrahim’e Sara bir evlat verecek diyebilirdi ki? Bakın bu yaşımda bir evlat doğurdum” diyerek Allah-u Teâlâ’nın mucizesini beyan etti. Hz. İshak(as) büyüyüp sütten kesildiğinde Hz. İbrahim(as) bir ziyafet tertip etti. Lakin 14 yaşındaki Hz. İsmail(as), bir vakit Hacer validemizin Sara validemizi hor gördüğü gibi, Hz. İshak(as)’ı hor görünce Sara validemiz, hiddetlenerek Hz. İbrahim(as)’e “Bu cariyeyle evladını derhal kov, öyle ki bu cariyenin evladı bizim evladımızla mirasa ortak olmasın” deyince Hz. İbrahim(as) müteessir oldu. Hz. İbrahim(as) müteessir olduğundan Allah-u Teâlâ “Evladın ve cariyen için müteessir olma. Sara ne derse onu yap. Çünkü senin zürriyetin İshak ile devam edecek. Ancak cariyenden olan evladını da büyük bir halk yapacağım çünkü o da senin zürriyetindir” deyince Hz. İbrahim(as) Allah-u Teâlâ’ya güvenerek sabah erkenden kalkarak yanına erzak ve bir tulum su aldı. Hacer validemiz ve Hz. İsmail(as)’i Mısır ve Fırat arasında bulunan Kuzey Arabistan’a doğru göndererek onları Allah-u Teâlâ’ya emanet etti.

Hacer validemiz Hz. İsmail(as) ile birlikte yollara koyulup Paran çölünde dolanmaya başladı. Tulumdaki su tükenince Hacer validemiz çaresizlik içinde kaldı. Evladını bir çalının altına bırakarak su aramaya başladı. Bir müddet dolanmasına rağmen hiçbir şey bulamayınca evladından uzaklaşarak “Evladımın ölümünü görmeyeyim” diyerek feryat edip ağladı. Hacer validemiz umutsuzluk içinde ah-u enin ederken Allah-u Teâlâ Hz. İsmail(as)’in ağlayışını işitti. Bir melaike semadan inerek Hacer validemize “Neyin var Hacer? Korkma! Allah-u Teâlâ evladının sesini duydu. Kalk evladının elinden tut kaldır, o büyük bir halk olacak” deyince Hacer validemiz kalktı ve evladının yanında gitti. Allah-u Teâlâ Hacer validemizin gözlerini açtı ve zemzem kuyusunu görmesini sağladı. Hacer validemiz zemzem kuyusunu görünce gidip tulumunu doldurdu hem kendi hem evladı kana kana sudan içti.

Hz. İsmail(as) büyürken Allah-u Teâlâ onunla birlikteydi. Hz. İsmail Paran çölünde ikamet etti, büyüdü ve iyi bir okçu oldu. Hz. İsmail(as)’in evlilik yılları gelince Hacer validemiz kendisi gibi Mısır’lı olan birini evladıyla evlendirdi. Hz. İsmail(as)’in Nevayot, Kedar, Adbeel, Mivsam, Mişma, Duma, Massa, Hadat, Tema, Yetur, Nafiş, Kedama isminde 12 evladı oldu. Vaktiyle Allah-u Teâlâ’nın Hz. İbrahim(as)’e söylediği gibi Hz. İsmail(as)’in bu evlatları 12 aşiretin atası oldu.

Bir vakit Hz. İbrahim(as) Hz. İsmail(as)’i ziyaret ederek birlikte Kabe’i Muazzama’yı inşa ettiler. Akabinde Allah-u Teâlâ’ya niyaz ederek “Rabbim, bu şehri güvenli kıl! Beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut! Rabbim, çünkü onlar insanlardan birçoğunu şaşırttılar. Bundan böyle kim benim izimden gelirse, işte o bendendir; kim bana karşı gelirse artık Sen bağışlayan, merhamet edensin! Ey Rabbimiz, ben çocuklarımdan bir kısmını senin Beyt-i Haram’ının yanında, ekin bitmez bir vadiye yerleştirdim. Ey Rabbimiz, namazı kılsınlar diye; bundan böyle insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara doğru akıt ve onları bazı ürünlerden rızıklandır; umulur ki şükrederler. Ey Rabbimiz, sen gizlediğimiz ve açığa vurduğumuz her şeyi muhakkak bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah’a karşı gizli kalmaz. Bana ihtiyarlık halimde İsmail ile İshak’ı lütfeden Allah’a hamdolsun; şüphesiz ki Rabbim duayı işitiyor. Rabbim, beni namazı devamlı kılanlardan eyle; soyumdan da; ey Rabbimiz duamı da kabul buyur! Ey Rabbimiz, hesabın başa dikileceği (görüleceği) gün, beni, anamı, babamı ve bütün müminleri bağışla!” diyerek ibadetlerini eda ettiler.

Hz. İbrahim(as) Sara validemiz vefat ettikten sonra bir kadınla daha evlendi. Cariyesinin ismi Ketura’ydı. Hz. İbrahim’in Ketura validemizden Zimran, Yokşan, Medan, Midyan, Yişbak, Şuah adlı çocukları oldu. Ancak Allah-u Teâlâ’nın emrini unutmayarak sahip olduğu her şeyi Hz. İshak(as)’a bıraktı. Cariyeden olma evlatlarına da ikramlarda bulunarak hepsini Hz. İshak(as)’tan uzaklaştırdı. Hz. İbrahim(as) 125 yaşına geldiğinde gözlerini hayata yumdu. Hz. İshak(as) ile Hz. İsmail(as), Hz. İbrahim(as)’i Sara validemizin bulunduğu Makpela mağarasına defnettiler. Hz. İsmail(as) de 137 yıl yaşadıktan sonra terk-i diyar ederek hayata gözlerini yummuş ve Hicr’de Hacer validemizin yanına defnedilmiştir.

Kıssasdan Hisse

Hz. İsmail(as)’ın hayatına bakınca bir yerden heyecanla beklenen, diğer yandan istenmeyen bir evlat olduğu çok bellidir. Lakin Hz. İsmail(as) Hz. İbrahim(as) ve Sara validemizin sabırsızlığından doğan bir evlat olduğu aşikârdır. Allah-u Teâlâ Hz. İbrahim(as)’e Sara validemizden bir evlat vereceğini söylemesine rağmen on yıldır bekledikten sonra Allah-u Teâlâ’nın vahyini kendi akıllarına göre yorumladıklarından, Hz. İbrahim(as)’in Hacer validemizle zevc edip Hz. İsmail(as)’in doğmasına sebep olmuşlardır. Ancak bunun ilahi bir tasarıdan ziyade insani bir arzudan kaynaklandığı aşikârdır. Nasıl ki Hz. Adem(as) ve Havva validemiz yasak ağacın meyvesinden yedikten sonra birbirlerini suçlayıp kötülemeye başladılarsa Hacer validemiz ve Hz. İsmail(as) Sara validemizi ve Hz. İshak(as)’ı hor gördüğünde, Sara validemiz ve Hz. İbrahim(as) birbirlerini suçlamaya ve kavga etmeye başlamıştır. Allah-u Teâlâ’ya iman edip güvenmek yerine kendi aklıma göre hareket edip sonrasında müteessir olacak hallere düştüğümde ne yapmam elzemdir? Hatanın sonucunda kavga gürültü içinde mi yaşanmalı yoksa Allah-u Teâlâ’ya mı sığınmalı? İnsan kendi nefsine uyup meşakkat çekse de Allah-u Teâlâ Hz. İbrahim(as) ve Sara validemizi suçlamak yerine ortaya çıkan bu sıkıntıyı berekete döndürmüş, Hz. İsmail(as)’i bir başına bırakmayıp onu ve zürriyetini mübarek kılmıştır. İnsana ve insani çözümlere güvenmek yerine Allah-u Teâlâ’ya güvenerek sabırla bekleyebilir miyim? Yoksa dünyevi çözümlerle hayatımı meşakkat içinde mi idame edeceğim?

Kaynakça

Tevrat-ı Şerif: Yaratılış 12-13, 15-17, 21, 25, 1. Tarihler 1:28-31

İncil-i Şerif: Galatyalılara Mektup 4:21-31

Kur’an-ı Kerim: İbrâhîm 35-41, Bakara 125-141, Âl-i İmrân 84, Nisâ 163, En‘âm 86, Enbiyâ 85-86, Sâd 48, Meryem 19/54-55