Hz. Musa(as) ve Hz. Harun(as)
بِسْــــــــــــــــــــــمِ ﷲِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيم
ثُمَّ بَعَثْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ مُوسٰى وَهٰرُونَ اِلٰى فِرْعَوْنَ وَمَلَائِه۪ بِاٰيَاتِنَا فَاسْتَكْبَرُوا وَكَانُوا قَوْمًا مُجْرِم۪ينَ
“Sonra bunların ardından Firavun ve ileri gelenlerine de
Musa ve Harun’u mucizelerimizle gönderdik.
Ama büyüklük tasladılar ve suçlu bir toplum oldular.“
(Yunus 75)
Hz. Yusuf(as)’un ardından Hz. Yakup(as)’un soyu olan İsrail Halkı, Allah-u Teâlâ’nın Hz. İbrahim(as)’e bildirdiği gibi 400 yıl boyunca Mısırda ikamet ettiler. Hz. Yusuf(as)’u tanımayan, onun yaptıklarından bihaber başka Firavunlar başa geçince sayıları sürekli artan İsrailoğullarından korkup onları esir edip eziyet ederek zorla hükmetmeye başladılar. Bu olanlara rağmen yine de Allah-u Teâlâ İsrail Halkını semereli kılıp çoğaltıyordu. Bundan dolayı telaş eden Firavun, İsrail halkının arasında doğan her erkek evladının katledilmesi için emir verdi. Kundaktaki bebeklerin dahi öldürüldüğü böyle bir zamanda bir çocuk daha doğdu. İsmi Hz. Musa(as)’ydı.
Hz. Musa(as)’nın validesi oğlunu artık saklamayacağını anladığında, onu bir sepetin içine koyup Nil nehrine bıraktı. Bebeğin ablası Miryam’ı de uzaktan sepeti seyretmesi için orada bıraktı. O sırada Firavunun kızı nehre inmişti, Hz. Musa(as)’yı görünce ona acıdı ve onu evlatlık aldı. Hz. Musa(as)’nın ablası hemen Firavunun kızının yanına gitti ve isterse çocuk için sütanne bulabileceğini söyledi. Firavunun kızı, kızın teklifini kabul edip bilmeden Hz. Musa(as)’nın validesinin saraya girip çıkmasına müsaade etti. Allah-u Teâlâ böylelikle kendisine güvenen bu kadının oğlunu korudu üstelik kendisinin de evladına bakıcı tahsis edilmesini sağladı.
Hz. Musa(as) Firavunun sarayında 40 yaşına kadar bütün müspet ilminde talim edildi. Lakin bir gün Mısırlı bir adamın İsrailli bir adama dayak attığını gördü. Hz. Musa(as)’da gidip İsrailliyi korurken istemeyerek de olsa Mısırlıya saldırıp öldürdü. Kimse görmesin diye de hemen orada defnetti. Ertesi gün aynı yere gittiğinde bu defa iki İsraillinin birbiriyle kavga ettiğini görünce onları münakaşa etmemeleri için uyardığında adamlardan biri Hz. Musa(as)’ya “Seni kim başımıza hâkim atadı yoksa Mısırlıyı öldürdüğün gibi beni de mi öldüreceksin” diye çıkıştı. Hz. Musa(as) da suçunun ortaya çıktığını anlayınca korkup Mısır’dan kaçarak çöllere doğru yol aldı. Çölde ilerledikten sonra Hz. Şuayb’ın evine vardı. Hz. Şuayb Hz. Musa(as)’yı yanına alarak kızlarından birini ona eş olarak verdi. Hz. Musa(as) kırk yıllık saray hayatından sonra kırk yıl boyunca da çölde koyunlara çobanlık etti.
Yanan Ağaç
Vaki oldu ki bir gün Hz. Musa(as) yine koyunları otlatırken uzakta yanan bir ateş gördü lakin hiç sönmemekteydi. Hz. Musa(as) ateşe yaklaşınca gördü ki bir çalı ağacı tutuşmuş ama hiç tükenmiyor. Yanan ağaca tecelli eden Allah-u Teâlâ Hz. Musa(as)’ya seslenerek “Çarıklarını çıkar çünkü bastığın toprak mübarek kılınmıştır. Ben âlemlerin Rabbiyim, atan İbrahim, İshak ve Yakup’un Allah’ıyım. Halkımın ne eziyet çektiğinin farkındayım onları unutmadım. Onları halaseylemek için zuhur ettim ve onları çıkarıp İbrahim’e vereceğime dair ant içtiğim diyara götüresin diye seni seçtim” dedi. Hz. Musa(as) korkudan titremekteydi zaten dili de kekemeydi. Hz. Musa(as) Mısıra gitmeye korksa da Allah-u Teâlâ onu yalnız bırakmayacağını alâmetlerle destekleyeceğini and etti. Allah-u Teâlâ, Hz. Musa(as)’ya kendisinin tek gerçek Allah olduğunu göstermek için, Hz. Musa(as)’ın elindeki asayı yılana çevirdi de sonra yılanın kuyruğunu tutup tekrar asa etti. Yine Hz. Musa(as)’nın elini koynuna koydurdu da eli kireç gibi bembeyaz oldu, sonra tekrar koynuna koyup eski haline getirdi.
Allah-u Teâlâ Hz. Harun(as)’a da seslenip Hz. Musa(as)’nın yanına gitmesini emretti. Bir araya geldiklerinde Hz. Musa(as) olanları Hz. Harun(as)’a anlattıktan sonra eşini ve evlatlarını alıp halkının arasına döndü. İsrailoğullarına Allah-u Teâlâ’nın söylediklerini iletti. Halk, mucizeleri görünce Allah-u Teâlâ’ya secde edip kendilerini uğradıkları zulümden kurtaracağı için şükretti.
Hz. Musa ve Firavun
Hz. Musa(as) ile Hz. Harun(as) Firavunun huzuruna çıktı ve dedi ki “Ey Firavun! Şüphesiz ki ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim Bana, Allah’a karşı sadece gerçeği söylemem yaraşır. Ben size Rabbinizden açık bir delil getirdim. Artık İsrailoğullarını benimle gönder." Lakin Firavun ülkesinde köle olarak çalışan İsrailoğullarından faydalandığı için onları salıvermek istemedi. Bundan dolayı Firavun “Eğer açık bir delil getirdiysen haydi göster onu bakalım, şayet doğru söyleyenlerden isen” dedi. Hz. Musa(as) da asasını yere attı da asa birden yılan oldu. Firavunun büyücüleri de bu duruma şaşırmak yerine kendi asalarını atınca onların ki de yılan oldu lakin Hz. Musa(as)’nın yılan olan asası diğer yılanların hepsini yuttu. Putperest rahipler hayret içinde bunun bir sihir olmadığını gerçekten de Allah-u Teâlâ’nın bir mucizesi olduğunu fark ettiler, lakin bunlara rağmen Firavun, İsrailoğullarını salıvermeye razı olmadığı gibi onlara daha da çok zulmetti.
Hz. Musa(as) ise Kadir-i Zeülcelal’in vahyini tebliğ etmekten vazgeçmedi, her seferinde Firavun’a gidip İsrailoğullarını salıvermesini yoksa başına musibetler geleceğini iletti. Firavun ise her reddettiğinde bir musibet peyda oldu. Hz. Musa(as) Allah-u Teâlâ’nın inayetiyle tüm suları kana buladı, sonrasında da şehri kurbağalar istila ettirdi. Firavun bu musibetleri görünce tövbe ettiğini, halkı salıvereceğini söyledi. Allah-u Teâlâ da musibeti bertaraf edince Firavun inat edip yine halkı salıvermedi.
Allah-u Teâlâ da sivrisinek ve at sineği musibetini gönderdi Firavun yine tövbe ettim dedi ama sonra yine inat edip halkı salıvermedi.
Allah-u Teâlâ hayvanları helâk etti, çıban musibeti yolladı ardından dolu afeti gönderdi, Firavun yine tövbe edip halkı salıvereceğini söylese de musibetler bertaraf edilince yine inat edip halkı salıvermedi.
Firavun inat ettikçe Allah-u Teâlâ başka musibetler daha yolladı, çekirge istilası, Mısır’a karanlığın çökmesi gibi. Mısır halkı musibetlerden zarar görse de bu musibetlerin hiç birinde İsrailoğulları tek bir zarar dahi görmedi, ne olduysa Firavun ve Mısırın halkına oldu.
Allah-u Teâlâ elbette ki Firavun’un iradesine bağlı değildi, ancak Mısır halkının sahte ilahlarından daha güçlü olduğunu, Hakim-i Mutlak olduğunu, Her Şeye Kadir olduğunu putperest halka ilan etmekteydi. Öyle ki İbrahim’in İshak’ın Yakup’un Allah’ının cümle putlardan üstün olduğu bilinsin.
Kurtuluş Kurbanı
Nihayetinde Allah-u Teâlâ Firavunun inadını kırmak için Hz. Musa(as)’ya seslenerek; “Bütün İsrail kavmine söyle; kusursuz, bir yaşında kuzu alıp kurban etsinler ve kanını kapı sövelerine sürsünler, Mısır’dan geçerken kapıların sövelerinde kan olmayan her evin ilk oğullarını öldüreceğim, elbiseleriniz üzerinizde hazır olun çünkü bu gece Firavun sizi salıverecek ve siz bu ülkeden çıkıp gideceksiniz” diyerek ne yapmaları gerektiğini anlattı. O gece İsrailoğulları kuzuların kanını kapı sövelerine sürdü, kurban etini yediler ve Mısır’dan çıkmak için hazır halde beklediler.
Gece olduğunda her Mısırlının evinden feryat figan yükseliyordu. Allah-u Teâlâ o gece Firavun dâhil bütün kapı sövesinde kan olmayan hanelerin ilk doğan erkek çocuklarının canını aldı. Firavun sonunda tövbe ile niyaz etti ve pişman olup halkı salıverdi. Hz. Musa(as) bütün İsrailoğullarını topladı, bütün mallarını ve hayvanlarını alarak Mısırdan çıkardı. Halk bayram edip esaretten kurtuluşlarını kutladı. İsrailoğulları yola koyulup Kamış denizinin kenarına geldiklerinde Firavun yine inat etmiş intikam için halkın peşine düşmüştü. Firavun ve ordusunun geldiğini göre İarailoğulları korkudan feryat edince Allah-u Teâlâ’nın buyruğu üzerine Hz. Musa(as) asasını denize uzattı, deniz ikiye yarıldı ve kuru zemin üzerinde halk karşı kıyıya rahatça geçti. Ardından gelen Firavun ve ordusu onlar gibi suların ortasından geçeceklerini sansalar da onlar geçerken deniz kapandı ve hepsi boğuldu. Böylelikle Allah-u Teâlâ esirlik ederken feryat eden halkının intikamını aldı. Kadir-u Azimüşşan olan Allah İsrailoğullarını kölelikten azat etti.
Kıssadan Hisse
Allah-u Teâlâ kölelik altında inleyen halkını unutmamıştı, lakin Hz. İbrahim(as)’e önceden söylediği gibi 400 yılın dolmasını zamanın gelmesini beklemekteydi. Zaman dolunca Hz. Musa(as) beşikteyken korudu, sağ salim büyümesini sağladı. Hz. Musa(as) adam öldürüp Mısır’dan kaçarken bile onu muhafaza etti, gittiği yerde Hz. Şuayb(as) ona kol kanat gerdi. Yine vakit tamam olunca Allah Tur-u Sina’da ağacın içinden Hz. Musa(as)’yla konuşup yapması gerekenleri vahyetti. Köle olan sıradan bir halk gibi görünen İsrailoğulları, yüzyıllardır ayakta duran, güçlü ordusu olan Mısır’a karşı Allah-u Teâlâ sayesinde muvaffakiyet kazandı.
Allah-u Teâlâ Mısır halkına musibetler yollarken İsrailoğullarına hiçbir zarar gelmedi, sağ salim oradan çıkarıldı. Allah-u Teâlâ nasıl ki Hz. İbrahim(as)’in oğlunu bir kurban aracılığıyla ölümden kurtardıysa, İsrailoğulları da kestikleri kurban kanını kapı sövelerine sürerek ölümden kurtuldular. Eğer İsrailoğulları Allah-u Teâlâ’ya itaat etmeyip de kurban kesmeseydiler halleri nice olurdu? Allah-u Teâlâ’nın halkı olmak ne demek? Mısır halkı musibetlerden ah-u enin ederken İsrailoğullarının musibetlerden zarar görmemesi gibi Allah-u Teâlâ’ya iman ve itaat ettikçe musibetlerden muhafaza olunacağımın farkında mıyım? Kurban bayramının manasının ne kadar derin olduğunu tekrar idrak ederek, kendimi dahi Allah-u Teâlâ’ya tamamen itaat etme nihayetiyle manen kurban edebilir miyim?
Kaynakça
Tevrat-ı Şerif: Çıkış 1-15:1-21
Zebur-u Şerif: Mezmurlar 77:13-20, 105:24-38, 106:1-12
İncil-i Şerif: Elçilerin İşleri 7:20-34, İbranilere Mektup 11:23-29
Kuran-ı Kerim: Bakara 49-50, Â’raf 103-122, 127-137, 141, Yunus 75-92, Hud 96-101, İbrahim 5-6, İsra 101-103, Taha 9-79, Kassas 3-50