Hz. Musa(as) ve Hz. Harun(as) - 2
―― ✼ ― ✼ ― ✼ ――
بِسْــــــــــــــــــــــمِ ﷲِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيم
يَا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ اذْكُرُوا نِعْمَتِيَ الَّت۪ٓي اَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَاَنّ۪ي فَضَّلْتُكُمْ عَلَى الْعَالَم۪ينَ
“Ey İsrailoğulları!
Size verdiğim nimetimi ve
vaktiyle sizi cümle âleme üstün kıldığımı hatırlayın”
(Bakara 47)
Artık özgür olan İsrailoğulları, çölde günlerce ilerlerken erzakları ve içecekleri su tükenince Hz. Musa(as)’ya “Bizi bu çöle öldürmeye mi getirdin?” diye feryat edince, Hz. Musa(as) Allah-u Azimüşşana niyaz etti. Rızıkların en iyisini veren Kadir-i Külli Şey her gün semadan ekmek ve bıldırcın eti gönderdi, acı suları tatlı su yaptı, kayadan su fışkırtıp halkının ihtiyaçlarını tedarik etti. Allah-u Teâlâ henüz Arz-ı Mev’ûd’u fethetmek için cihat etmeye hazır olmayan halkını, çölde dolaştırırken onların bütün ihtiyaçlarını tedarik etse de İsrailoğullarının yüreği hep isyan ederek günaha meyletti.
İsrailoğulları, Sina dağının etrafındayken bir gün, Zat-ı Zülcelal üç gün sonrası için herkesin kendisini pak kılması için talimatlar verdi. O gün gelince Kadir-i Zelcelal azametini dumanlarla ve şimşeklerle dağın tepesinde göstererek halka sesini duyurdu.
“Başka ilahlara secde etmeyeceksiniz,
Kendinize put oymayacaksınız,
Adımı boş yere ağzınıza almayacaksınız,
Cumartesi gününü mübarek sayacaksınız,
Anne babalarınıza hürmet edeceksiniz,
Kimseyi öldürmeyeceksiniz,
Zina etmeyeceksiniz,
Çalmayacaksınız,
Yalan söylemeyeceksiniz,
Hiç kimsenin malına, kölesine göz dikmeyeceksiniz”
emirlerini vererek yeryüzünde halife olarak tayin ettiği İsrailoğullarının nasıl amel etmeleri gerektiğini bildirdi. Ama halk korku ve hayret içinde Allah-u Teâlâ’nın değil Hz. Musa(as)’nın kendileriyle konuşmasını niyaz ettiler. Hz. Musa(as) ise “Korkmayın! Allah-u Teâlâ sizi sınamaya geldi öyle ki O’ndan korkulsun da kimse günah işlemesin” dedi ve dağın tepesine doğru ilerlemeye başladı. Hz. Musa(as) kırk gün boyunca Allah-u Teâlâ ile muhabbet edip taş levhalara yazılan Allah’ın emirlerini öğrendi.
Halk bu kadar uzun zaman boyunca Hz. Musa(as)’nın gelmediğini görünce onun vefat ettiğini sandılar sonra Hz. Harun(as)’un etrafında toplanıp kendilerine bir buzağı yapması için onu zorladılar. Hz. Harun(as) da Hz. Musa(as)’nın gelmediğini görünce halktan korkup söyleneni yapmak zorunda kaldı, lakin Hz. Musa(as) emirleri alıp aşağıya inince halkın bu küstahlığına karşı hiddetlendi. Buzağıyı parçaladı ve ona secde edenleri cezalandırdı. Hz. Musa(as) tekrar dağa çıkarak Allah-u Teâlâ’ya halkını bağışlaması niyaz edip yalvardı. Allah-u Teâlâ Hz. Musa(as)’nın niyazını kabul edip İsrailoğullarını bağışladı. Sonrasında Hz. Musa(as) yine niyaz edip Allah-u Teâlâ’yı görmek istedi. Allah-u Teâlâ’da “Cemalimi göremezsin, çünkü beni gören yaşayamaz. Şu tepeye bak, kendimi ona göstereceğim, cemalimi değil ancak sırtımı görmek sana aşikâr olacak” dedi. Allah-u Azimüşşan kendisini tepeye gösterdi, yer sarsıldı ama Hz. Musa(as)’yı muhafaza ettiği için ona bir şey olmadı.
İlk Mescit
Hz. Musa(as) Zat-ı Ehad-i Samed olan Allah’ın bütün söylediklerini İsrailoğullarına iletti ardından kendisine talimat ettiği gibi çölde çadırdan bir Mescit inşa etti. Mescitte halkın girebileceği bir avlu, avlunun içinde kurban sunmak için bir makdis yapıldı. Avlunun ötesinde çadırın iç bölmesinde sadece Hz. Harun(as)’un ve zürriyetinin girebileceği bir alan yapıldı. Mescidin o bölmesinin içine; yanan çalıya alamet eden yedi kollu şamdan ve çölde kendilerine rızık olarak verilen semadan gelen ekmeğe alamet eden on iki ekmeği masanın üzerine koydular. Mescidin içindeki en mübarek bölüme de Antlaşma Sandığı koyup ve sandığın içine de On Emir’i gösteren taş levhaları ve semadan gelen ekmekten biraz koydular. En mübarek yere ise yılda bir defa sadece Hz. Harun(as) yani şeyh-ül imam girebilecekti. Her şey intizamlı bir şekilde hazır olunca Halik-ı Zülcelal, Sâni-i Zülcemal bulutlar ile çadırı kaplayıp haşmetini İsrail halkına gösterdi. Hz. Musa(as) bulutların arasından en mübarek yere girdi ve fahr-i kâinat olan Rabbi Rahim ile muhabbet etti. Hz. Musa(as) ne zaman Zat-ı Zülcelmal ile muhabbet etse kendi cemali nur saçıyordu, bu yüzden Hz. Musa(as) kendi cemalini hep bir peçeyle örtmek zorunda kalıyordu.
İsrail Kavminin İtaatsizliği
Hz. Musa(as) ve İsrailoğulları çölde ilerledikten sonra Allah-u Teâlâ’nın Hz. İbrahim(as)’e vermeye yemin ettiği diyara geldiklerinde her oymaktan bir kişi seçilerek o diyarda yaşayan halkın arasına gönderilip kırk gün süreyle gözetlenildi. On iki kişi, diyarı araştırıp döndüklerinde sadece Hz. Yuşa(as) ve Hz. Kalev(ra) Malik-i Hakiki’nin orayı ellerine teslim edeceğine, eğer cihat ederlerse orayı zapt edeceklerine iman ettiler. Geri kalanlar ise korkup cihat etmekten vazgeçtiler. Allah-u Teâlâ onların gafletlerini görünce hiddetlendi. Hz. Musa(as) halkı Arz-ı Mevûd'a götürmek istediyse de İsrail halkı nefslerine uyup peygamberleri taşa tutmaya hazırlanırken tam o anda Mescit Hâkim-i Zişan’ın haşmetiyle doldu.
Hz. Musa(as) Mescide girince Allah-u Teâlâ “Onca mucizeler, alametler göstermeme rağmen sürekli isyan eden bu zelil ve küstah halka ne zamana dek sabredeceğim?” dedi. Hz. Musa(as) da cevaben “Ey Halik-ı âlem bu kavmi esaretten kurtaran, haşmetinle Mısırdan çıkaran sensin, eğer bu halkın gafletlerine karşılık verirsen diğer halklar ‘Kadir-i Külli Şey sözünü tutmadı, onları Mısırdan öldürmek için çıkardı’ der. Oysa sen merhametlisin, rahimsin, günahları bağışlayansın. Mısırdan çıktıktan bu yana halkı nasıl bağışladıysan, niyaz ederim şimdi de bağışla ama sen yine de her şeyi hakkıyla gözetensin” diyerek Kadir-i Mutlak’a yalvardı.
Allah-u Teâlâ da Hz. Musa(as)’ya “Niyazın üzerine onları bağışladım, ancak varlığım hakkı üzerine yemin olsun ki bu zürriyetten hiç kimse Arz-ı Mev’ûd’u görmeyecek ancak Kalev ve Yuşa müstesna. Bütün halkı topla hepsini geri çöle, kamış denizinin olduğu yere götür. Biline ki yirmi yaşından büyük olan herkes çölde vefat edecek. Ancak bir sonraki zürriyet o diyara girebilecek” dedi. Bunu duyan İsrailoğulları feryat etse de artık Hâkim-i Zülcelal bu karar ile hükmetmişti. Buna rağmen halk pişman olarak, kendi akıllarına göre gidip oradaki kavimle cihat etti ama yenilip hüsrana uğradılar. Bu yüzden bütün İsrailoğulları toplanıp gerisin geriye çöle doğru yürüdüler.
Hz. Musa'nın Vefatı
İsrailoğulları Ürdün’deki Hor dağına geldiklerinde Kadir-i Rahim, Hz. Harun(as)’un vefat edeceğini bildirdi. Hz. Musa(as)’da Hz. Harun(as)’u ve onun oğlu Elazar’ı alıp Hor dağına çıktı. Hz. Harun(as)’un baş imamlık kıyafetini oğluna devretti ve Hz. Harun(as) orada 123 yaşında vefat ederek hayat-ı uhreviyeye göç etti.
Hz. Musa(as) da 120 yaşına gelmişti ama ne gözleri zayıflamış, ne de takati tükenmişti. Allah-u Teâlâ ona haber edip vefat edeceğini bildirdi. Hz. Yuşa(as)’yı mübarek kılıp kendi yerine atamasını buyurdu. Hz. Musa(as) daha sonra Allah-u Teâlâ’nın kendisine söylediği gibi Haavarim dağlık bölgesine çıkmasını buyurdu. Hz. Musa(as) dağa çıkıp Arz-ı Mev’ûd’u seyrettikten sonra orada terk-i hayat edip âlem-i hakikate intikal etti.
Kıssasdan Hisse
Böylelikle Allah-u Teâlâ İsrail halkını Mısırda esirlikten kurtarıp onları yeryüzünün halifeleri olarak tayin etti ama bu halk onca mucizeye rağmen Kadir-i Mutlak’a daima karşı suç işledi. Kadir-i Külli Şey’de onların Arz-ı Mev’ûd’a girmesini engelledi. Allah-u Teâlâ nasıl ki Adn bahçesinde Hz. Adem(as) ile Havva validemizin bütün ihtiyaçlarını tedarik edip huzuruna aldıysa; aynı şekilde o çölde de İsrail halkını huzuruna kabul ederek bütün ihtiyaçlarını tedarik etmişti. Hz. Adem(as) ile Havva validemiz huzur-u İlahi’de nasıl günah işlediyse; İsrail halkı da huzur-u İlahi’de günah işlemeye devam etti. Lakin rahmeti bol olan Ğafur-u Rahim, Hz. Adem(as) ile Havva validemizin günahını affettiği gibi İsrailoğullarının da günahlarını kurban kefareti şartıyla affetti. Hz. Musa(as)’ya şeriati vererek nelerin günah olduğunu ve yeryüzünde halifelik edecek olan bu halkın vazife-i insaniyelerini bilmelerini istedi. Allah-u Teâlâ tüm kusurlardan münezzeh Zat-ı Zülcemal olduğu için İsrail halkının da diğer bütün halklara nazaran mübarek olması için onların şeriate uymasını emretti. Öyle ki Allah-u Teâlâ’nın Zat-ı Ehad-i Samed olduğu bilinip tüm kavimler arasında İsrailoğulları, hakikatin bir alameti olsun. İsrailoğulları onca mucizelere rağmen Allah-u Teâlâ’ya itaat etmek yerine kendi nefsani arzularının ardından gitmeye devam ettiler. Ancak Allah-u Teâlâ yine de onlara merhamet etmeye devam etti.
İsrailoğulları vaktiyle diğer kavimlerin arasından bir örnek teşkil etmesi için seçildiğine göre onlara bakıp nasıl bir ders çıkarmam elzemdir? Hayatıma baktığımda İsrailoğullarından bir fark görüyor muyum yoksa bende onlar gibi Allah-u Teâlâ’ya itaat etmek yerine nefsime mi uyuyorum?
Kaynakça
Tevrat-ı Şerif: Çıkış 17:7, 20, 25,32-34, 40, Çölde Sayım 13-14, 20:22-29, 27:12-23, Şeriatın Tekrarı 34
Zebur-u Şerif: Mezmurlar 99:6-7, 103, 105:38-45, 106:13-33
İncil-i Şerif: Elçilerin İşleri 35-44, Korintlilere 2. Mektup 3:7-18, İbranilere Mektup 3:1-19, 12:18-29
Kuran-ı Kerim: Bakara 40, 47, 51-54, 57-64, 83-86, 92-93 Nisa 153,164, Maide 20-26, Â’raf 138-140, 142-156, 159-162, 171-174, Hud 110, İbrahim 5-8, İsra 2, 104, Meryem 51-53, Taha 80-99