Peygamberlerin hayatı

Hz. Yuşa (as)

Hz. Yuşa (as)

بِسْــــــــــــــــــــــمِ ﷲِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيم

قَالَ رَجُلَانِ مِنَ الَّذٖينَ يَخَافُونَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمَا ادْخُلُوا عَلَيْهِمُ الْبَابَ فَاِذَا دَخَلْتُمُوهُ فَاِنَّكُمْ غَالِبُونَ وَعَلَى اللّٰهِ فَتَوَكَّلُٓوا اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنٖينَ

Korkanlar arasından Allah’ın kendilerine lütufta bulunduğu
iki yiğit adam Yuşa ve Kalev şöyle dedi:
“Kapıdan üzerlerine hücum edin; oraya girdiğiniz an artık kesinlikle siz galipsiniz.
Eğer müminler iseniz ancak Allah’a güvenin.”

(Maide 20-23)

Allah-u Teâlâ, Hz. Musa(as) vefat etmeden evvel her zaman, her işte ona yardımcı olan, iman yolundan ayrılmayan Hz. Yuşa(as)’yı Hz. Musa(as) yerine geçmesine karar kıldı. Hz. Yuşa(as)’nın görevi çölde göç eden İsrailoğullarını Allah-u Teâlâ’nın Hz. İbrahim(as)’e vaat ettiği Arz-ı Mevûd'a götürmekti.

Allah-u Teâlâ Hz. Yuşa(as)’ya seslenerek “Kulum Musa vefat etti. Haydi! Kalk ilerle, ayak basacağınız her mekânı size vereceğim. Çölden Lübnan’a, Fırat Irmağından batıdaki Akdeniz’e dek sizin için tahsis edilmiştir. Hayatı boyunca Musa ile nasıl birlikte oldum ise aynı şekilde seninle de beraber olacağım. Seni terketmeyecek, yüzüstü bırakmayacağım. Takatli ve cesur ol. Arz-ı Mevûd'u fethetmek için halkı oraya sen götüreceksin. Musa’ya verdiğim şeriate uymaya dikkat et. Sakın ola şeriatten ayrılma, sağa sola sapma, onu sürekli zikret, itinayla itaat et, gece gündüz onu tefekkür et. Ey Yuşa, sana takatli ve cesur ol demedim mi? Müteessir olup usanma, gideceğin her yerde ben, Rabb-ül Âlemin seninle beraber olacağım.”

Hz. Yuşa(as) İsrail kavmini bir araya toplayıp onlara Allah-u Teâlâ’nın Hz. Musa(as)’ya verdiği şeriati okudu. Üç gün sonra Arz-ı Mevûd'a doğru yol alacaklarını bildirdi. İsrail kavmi, Şittim’de (Ürdün civarı) çadır kurmuşlardı. Daha evvel Hz. Musa(as)’nın yaptığı gibi Hz. Yuşa(as)’da iki kişi seçip fethedecekleri ilk yer olan Eriha’yı gözetlemeleri için gizlice gönderdi.

Eriha kenti devasa surlarla çevriliydi. Eriha ahalisi, kente gizlice giren bu iki kişiyi fark edince her yerde onları aradılar. Onlar da gizlice kaçarken kentin surlarının dibinde olan bir fahişenin evine rast geldiler. Fahişe onların kim olduğunu bildiği için alelacele onları sakladı. Onları aramaya gelen muhafızlar fahişeyi hırpalayıp casusların nerede olduğunu sual ettiler. Kadın ise kendisine geldiklerini ama onların nereden geldiklerini bilmediğini ve akşam olur olmaz gittiklerini söyleyince adamlar kadını bırakıp gittiler. Onlar gittikten sonra kadın iki kişiyi sakladığı yerden çıkarıp “Allah-u Teâlâ’nın sizi o denizden nasıl karşıya geçirdiğini bütün kent ahalisi duyduğundan bu yana, ahalinin korkudan dizlerinin bağı çözüldü. Sizin İlahınız gökyüzündeki ve yeryüzündeki bütün ilahların en üstünü, en yücesidir. Ben size nasıl iyilik ettimse siz de bu kenti fethetmeye geldiğinizde bana ve aileme iyilik edin” diye istirham etti. O iki kişi de penceresine kırmızı bir kumaş bağlamasını söyleyerek fethetmeye geldiklerinde hanesinde bulunanlara zarar vermeyeceklerini temin etti. İki kişi Hz. Yuşa(as)’nın yanına dönerek bütün olup bitenleri anlattı. “Allah-u Teâlâ o kenti elimize teslim etti. Ahalinin korkudan dizlerinin bağı çözülmüş” dedi.

Hz. Musa Gibi

Hz. Yuşa(as) Şittim’den yola çıkıp Şeria ırmağında beklediler. Hz. Yuşa(as) Antlaşma Sandığından sorumlu Hz. Harun(as)’un zürriyetinden olan Levili aşiretine, sandığı alıp Şeria ırmağına girmelerini istedi. Onlar Antlaşma Sandığıyla insan boyunu geçen ırmağa adım attığında, -Hz. Musa(as) asasını uzattığında deniz ikiye nasıl yarıldıysa- Şeria ırmağının akan tarafı duvar gibi oldu ve suyun akması durdu. İsrailoğulları zemini kuruyan ırmaktan geçtikten sonra ırmağın içindeki taşlardan on iki tanesini alıp abide olarak diktiler. Antlaşma Sandığını taşıyanlar da oradan çıkınca ırmak tekrar akmaya başladı. İsrailoğulları Eriha kentinin ovasına yaklaştıklarında cihada hazır kırk bin adam vardı.

İsrailoğulları Hz. Musa(as)’ya nasıl hürmet ettiyse aynı şekilde Hz. Yuşa(as)’ya da hürmet ettiler. Eriha kenti fethedilmeden evvel Allah-u Teâlâ Hz. Yuşa(as)’ya “Taştan bıçak yap ve halkın arasında sünnetsiz olanları sünnet et” dedi. Çünkü Mısır’dan çıkan sünnetli kişiler çölde vefat etmişti ve bu zürriyet henüz sünnet olup Hz. İbrahim(as)’in antlaşmasına dâhil olmamıştı. Hz. Yuşa(as) da emredildiği gibi herkesi sünnet etti. Sünnet olayından sonra İsrailoğulları Mısırdan çıkarılmadan evvel kapı sövelerine kan sürüp ölümden kurtarıldıklarını hatırlamak için Fısıh bayramını da kutladılar. İşte o gün semadan inen ekmeklerin de gönderilmesi son buldu.

Hz. Yuşa(as) Eriha civarında eli kılıçlı heybetli, nurani bir adam gördü. O’na yaklaşıp “Sen kimsin? Bizden taraf mısın yoksa karşı taraftan mı?” diye sual etti. Heybetli adam: “Hiç biri. Ben Zat-ı Ehad-i Samed olan Kadir-i Külli Şey’in ordusunun başkomutanıyım” dedi. Hz. Yuşa(as) “Efendim buyur, bize emriniz nedir?” diye sual edince nurani adam “Çarıklarını çıkar, çünkü bastığın toprak mübarektir” diyerek Eriha kentini nasıl fethedeceğini Hz. Yuşa(as)’ya bildirdi.

Muazzam Fetihler

Eriha kenti devasa surlar ile çevrili olduğundan orayı fethetmek hiç kolay değildi. Hz. Yuşa(as) emredildiği gibi Hz. Harun(as)’un zürriyetinden gelen rahipleri çağırdı. Ordunun Antlaşma Sandığıyla birlikte yedi rahibin her gün bir defa olmak üzere Eriha surlarının etrafında dolaşıp borazan çalmalarını buyurdu. Rabb-ül Âlemin’in kavmi altı gün boyunca her gün Eriha surlarını dolaşıp borazan çaldılar. Yedinci gün geldiğinde ise surların etrafını yedi kez dolaştılar. Yedinci kez dolandıktan sonra yedi defa borazanlarını çaldılar. Hz. Yuşa(as) bütün ganimetlerin Allah-u Teâlâ’ya ait olduğunu bildirerek herkesin nara atmasını buyurdu. Borazan seslerini duyan İsrailoğulları da naralar atmaya başladılar. Kentin o devasa surları ansızın çöktü. İsrailoğulları da kentin içine girip ne var ne yok talan ederek herkesi kılıçtan geçirdi. Yalnız kendilerine yardım eden penceresinde kırmızı kuşak bulunan fahişenin hanesinde bulunanlar müstesna.

İsrailoğulları daha sonra Amorlu(Ürdün civarı) kavmine de ansızın saldırdı. Allah-u Teâlâ Amorluları şaşkına çevirip İsrailoğullarından kaçmalarını sağladıktan sonra semadan iri iri dolu yağdırdı. Dolu ile ölenler kılıç ile ölenlerden daha çoktu. Hz. Yuşa(as) Allah-u Teâlâ’ya niyaz edip güneşin durmasını ve ayın beklemesini niyaz etti. Güneş yaklaşık bir gün boyunca batmadı. Gün hiç kararmadı. Çünkü Allah-u Teâlâ İsrailoğullarıyla birlikte cihat etmekteydi. Hz. Yuşa(as) Arz-ı Mevûd'taki otuz bir hükümdarlığı fethetti. Fethettiği toprakları İsrailoğulları arasında tahsis etse de henüz fethetmedikleri bölgeleri de İsrailoğulları arasında tahsis edip oraları da Allah-u Teâlâ’nın fethedeceğinden emin olup Allah'ın vaadinin gerçekleşeceğine iman etti.

Vasiyet

Hz. Yuşa(as) yaşlandığı vakit İsrailoğullarının aşiret reislerinin hepsini çağırıp “Ben artık ihtiyar oldum. Allah-u Teâlâ’nın bu diyardaki kavimlere ne yaptığını kendi gözlerinizle gördünüz çünkü sizin için cihat eden bizzat Rabb-ül Âlemin’in kendisiydi. Arz-ı Mevûd'u aşiretleriniz arasında hissenize göre herkesin payına düşeni verdim. Hz. Musa(as)’nın Tevrat’ta yazdığı şeriatte yazılan her şeyi tutmaya muktedir olun. Sakın sağa sola sapmayasınız. Burada hâl-i hazırda bulunan kavimlerin arasına karışmayasınız. Sakın onlara boyun eğmeyin, ilahlarına kulluk etmeyin, bugüne dek olduğu gibi Allah-u Teâlâ’ya secde etmekten uzak durmayın. Hepiniz bilirsiniz ki Allah-u Âzimüşşan güçlü kavimleri önünüzden kovdu da kimse size karşı duramadı. Allah’ınız Rabb-ül Âlemin’i sevmekte kararlı olun. Zira O’ndan vazgeçer de burada yaşayan kavimlerle akraba olur, ilahlarına da secde ederseniz bilin ki Hâkim-i Zişan bu kavimleri artık önünüzden kovmayacak, her biriniz helak olana dek bu kavimler size tuzak olacaktır. İşte ben, bu dünyanın göç ettiği, ebedi diyara göç etmekteyim. Bütün yüreğinizle bütün canınızla bilirsiniz ki Allah-u Teâlâ, Antlaşmasına sadık kalarak söylediği her şeyi yerine getirdiği gibi O’nun ardından gitmediğiniz takdirde başınıza geleceğini söylediği her belayı da yine yerine gelecektir. Bilesiniz diye söylüyorum; Hz. İbrahim(as)'e verilen Antlaşmaya ve Hz.Musa(as)'ya verilen şeriate bağlı kalmaz iseniz Allah-u Teâlâ size karşı hiddetlenip bu diyarda yaşamanıza müsaade etmeyecektir.”

Hz. Yuşa(as), başka bir vakit yine İsrailoğullarının reislerinin hepsini çağırdı. “İsrail kavminin Rabbi, şöyle buyuruyor; 'İbrahim evvel zamanda başka ilâhlara kulluk ederdi. İbrahim’i aldım Kenân diyarında yürüttüm, zürriyetini çoğalttım, kendisine İshak’ı verdim. İshak’a Yakup ve Esav’ı verdim. Yakupoğulları Mısır’a indiler. Musa ve Harun’u Mısır’ı vurup sizi oradan çıkarması için ben gönderdim. Atalarınız Mısır’dan çıkarılıp Kızıl denize dek geldiler. Kızıl Deniz’de kuru bir zemin üzerinden geçtiler, düşmanları ise helak oldular. Ve siz Arz-ı Mevûd'un hükümdarlarıyla cihat edip kentlerini fethetmeniz için neler yaptığıma şahitsiniz. Üzerinde hiçbir emeğinizin olmadığı bir diyarda dikmediğiniz bağlardan ve zeytinliklerden yiyorsunuz'” dedi.

Sonrasında Hz. Yuşa(as) “Şimdi Hâlik-i Âlemden korkun, kâmillerden olarak iman-ı tahkiki ile Rabb-ül Âlemine kulluk edin. Bütün ilahlardan vazgeçip Hâkim-i Mutlak’a kulluk edin. Eğer Rabb-i Kerim’e kulluk etmek size zor geliyor ise bugün kime kulluk edeceğinize kendiniz karar verin. Zira ben ve ailem bizi nimetleriyle rızıklandıran Allah-u Azimüşşsana secde edip kulluk edenlerden olacağız” dedi. İsrailoğulları hep bir ağızdan “Başka ilahlara kulluk edip de İsrail’in Rabbini terk etmek bizden uzak olsun. Çünkü Kadir-i Külli Şey bizi kudretiyle Mısır’dan çıkardı, köleydik özgür olduk, bu zamana dek bizi koruyup muhafaza eden, kavimleri önümüzden kovan yalnızca O’dur çünkü o hakiki olan Kadir-i Zülcelal’dir” diye ikrar ettiler.

Hz. Yuşa(as) İsrailoğullarına “Eğer bu söylediğinizi yapmaz iseniz Kuddüs-ü Rahim size hiddetlenecek, günahlarınızı affetmeyecektir. Eğer başka ilahlara kulluk ederseniz, Allah-u Teâlâ size iyilik etmekten vazgeçecek ve sizi helak edecektir” dedi. İsrailoğulları ısrarla “Hayır! Biz Hâkim-i Mutlak’ı terk etmeyeceğiz” dediler. Hz. Yuşa(as) da “Kendisine ibadet edip Arz-ı Mevûd'ta O’nun halifeleri olmak için Rabb-i Rahim'i seçtiğinize kendiniz şahitsiniz” dedi. İsrailoğulları hep bir ağızdan “Evet! Şahidiz” diye ikrar ettiler. Hz. Yuşa(as) “O halde aranızdaki bütün sahte ilahları atın, yüreğinizi İsrail’in Mâbud’una meylettirin.” İsrail kavmi “Yalnızca Allah-u Teâlâ’ya tapacağız, yalnız ona kulluk edenlerden olup yalnız onun sözüne boyun eğeceğiz” diye yanıtladılar. O gün Hz. Yuşa(as) Rabbin çadırdan yapılan Mescidin yanındaki yabanıl fıstık ağacının altına büyük bir taş dikti ve İsrailoğullarıyla Allah-u Teâlâ'nın Antlaşmasına sadık kalacaklarına yemin ettiler. “Eğer sözünüzü tutmazsanız bu taş size karşı şahit olacaktır” dedi. Bütün sözleri kitaba yazdıktan sonra İsrailoğullarını kendi miraslarına doğru yol almalarını buyurdu. Bu hadiselerden sonra Hz. Yuşa(as) 110 yaşında terk-i hayat edip ahirete intikal etti. İsrailoğulları da Hz. Yuşa(as)’dan sonra Allah-u Teâlâ’ya bir müddet de olsa ihlasla kulluk edip şeriatten ayrılmadılar.

Kıssadan Hisse

Topraklar fetheden Hz. Yuşa(as)’nın gücü ve takati nereden geliyordu? “Ey Yuşa takatli ve cesur ol, gittiğin her yerde seninle beraber olacağım” diyen Allah-u Teâlâ’dan değil mi? Allah-u Teâlâ’nın iradesini yerine getirmek için güce ve takate ihtiyacım varsa Hz. Yuşa(as) gibi Allah-u Teâlâ’nın emirlerine uyup gece gündüz tefekkür etmem elzemdir. Allah-u Teâlâ’nın beni de terk etmeyeceğinden, yüz üstü bırakmayacağından emin miyim? Lakin Allah-u Teâlâ’nın emirlerine uymazsam sonra Allah-u Teâlâ tarafından terk edilirsem bunun sorumlusu kendimden başka kimse değildir. Bilmeliyim ki en büyük cihat nefsime karşı verdiğim cihattır. Putperestlere karşı yapılan cihat bir dönem için gerekli olabilir ancak nefsime karşı cihat her gün devam etmektedir. İsrailoğullarına emredildiği gibi nefsine karşı cihat etmeyen her daim putperestler gibidir. O vakit başkalarıyla karşı cihat etmek yerine önce kendimle cihat etmem her şeyden önemlidir.

Kaynakça

Tevrat-ı Şerif: Yeşu 1-6, 12-13, 23-24, Reisler 1:6-9

İncil-i Şerif: Havarilerin Faaliyetleri 7:45, İbranilere Mektup 4:6-8

Kurân-ı Kerim: Maide 20-23